Ana_sayfa Muzigi_kapat Favori_ekle Ana_sayfa   Search_site
 

  

Kim Kimdir :

Abdülhak Mihrünnisa:
     Hazine-i Evrak mecmuasının 5-17 Eylül 1927-1881 tarihli sayısında ilk yazısı çıkmıştır.
     Abdülhak Hamid Tarhan’ın en küçük kardeşi olan Abdülhak Mihrünnisa 1864 yılında İstanbul’da doğmuştur. Evlilik hayatında mutlu olamayarak boşanmıştır. Dağınık halde çeşitli dergilerde ve mecmualarda kalan şiirlerinde kuvvetle ağabeyi Hamid etkisinde kaldığı görülmektedir. 1943 yılında ölmüştür
 
İsmail Fenni Ertuğrul
    Terceman-i hakıykat'in 2-14 Haziran 1298-1882 sayısında yazısı çıkmıştır.
    İsmail Fenni Ertuğrul, 1855 yılında Bulgaristan'ın Tırnova şehrinde doğdu. Babası mahalli idare meclisi azası Mahmud Bey'dir. Sıbyan mektebinden sonra medreseye devam etti ve Arapça ve Farsça öğrendi. Muhasebe kalemine devam ederek muhasebe öğrendi. Tırnova'nın işgali üzerine 20 yaşlarında İstanbul'a göç etti (1876). Mahliye Nezareti'nde çalışmaya başladı. Divan Üyesi oldu. En son Dahiliye Nezareti muhasebeciliğinden emekli oldu (1909). Emekliye ayrıldıktan sonra musiki ve tasavvuf ile ilgilenmeye başladı. Mal varlığı ve 9050 ciltlik kütüphanesini Beyazıt Kütüphanesi'ne vakfetti. 1946 yılında İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
•Vahdet-i Vücûd ve Muhyiddin-i Arabi
•Lugatçe'i felsefe
•Maddiyyûn Mezhebinin İzmihlâli
•Kitab-ı İzale-i Şükûk

 

Halid Ziya Uşaklıgil   ( 1886) (23.05.1945)
     Hazine-i evrak mecmuasının 19 Şubat 1298-3 Mart 1883 sayısında yazısı çıkmıştır. 
     Halid Ziya’nın ailesi, "Uşak’ta helvacılıkla uğraşırken, İzmir’e göçerek "Uşşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halid Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu. İstanbul’da ilk mektep, askeri rüşdiye... (1873-1878) Babasının işleri kötü gitmeye başlayınca Halid Ziya annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü. (1878) Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir ticaretevi açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halid Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.
Halid Ziya, babasının katibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmir’e dönüşünde Rüşdiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi. İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkatiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halid Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı edebiyatı okuttu sonra Mabeyn Başkatibi oldu (1909). Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halid Ziya 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
Romanları:Nemide,Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar
Hikayeleri:Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nâkıl (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler), Bu Muydu?, Heyhat, Küçük Fıkralar (3 Cilt), Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi.
Hatırıları:Kırk Yıl, Bir Acı Hikaye, Saray ve Ötesi.
Deneme:Sanata Dair

 

Ebubekir Hâzım Tepeyran (1864-1947), Türkdevlet adamı ve yazar.
     Konya Gazetesinin "gurur" başlıklı bir yazısı Şamda çıkan Suriye gazetesinin 26 ikinci teşrin 1299 (8 birinci kânun 1883) sayısına naklolunmuştu. 
     Niğdeli Bekir Bey zade Hasan Efendi'nin oğludur. Niğde Rüştiyesini bitirdi. Özel derslerleArapça, Farsça, Fransızcaöğrendi. Musul, Manastır, Bağdat'ta valilik yapı. Meşrutiyetin ilanından sonra Sivasve AnkaraValilikleri, İstanbul Şehreminliği, BursaValiliği görevlerinde bulundu. Mütareke döneminde 2 kez İçişleri Bakanlığı yaptı, bu görevdeyken Kuvay'ı Milliye'ye yardım ettiği gerekçesiyle işgal ordusu tarafından kurulan Harp Divanı’nda yargılanıp idama mahkûm edildi ve son anda kurtuldu; cezası kürek mahkumiyetine çevrildi (1920). Tevfik Paşa'nın sadrazamlığı döneminde askeri tmeyiz kararı bozdunca, gizlice Anadolu'ya geçti. Ankara hükümeti tarafından Sivasve Trabzonvaliliklerine getirildi. Cumhuriyet döneminde milletvekilliği yaptı; üç kez Niğdemilletvekili seçildi.Türkçe, Fransızca şiir, anı, öykü kitapları yayınladı. Tek romanı Küçük Paşa (1910) Türk yazınında önemli bir yer edinmiştir. Nabizade Nazım'ın Karabibik romanından sonra köyü ve köylüyü yazınımıza sokan ikinci romancıdır. Anılarını da yazmıştır.
Yazar Oktay Akbal'ın dedesidir.
Ahmed İhsan Tokgöz   (1868-1942)
     Terceman-i hakıykat'in 7-19 ikincikânun 1300-1885 tarihli saysıında yazısı çıkmıştır.
     Ahmed İhsan Tokgöz'ün (1868-1942) yirmi beş yıllık zaman dilimini (1888-1914) kapsayan anıları genel tarihe, basın, yayın ve edebiyat tarihlerine ışık tutan önemli bir kaynak olarak nitelenegelmiştir. Ancak, 1930-31'de az sayıda basılmış olan bu iki cilt, günümüzde birçok kütüphanede bile bulunmayan "nadir kitap"lardandır. Tokgöz'ün anıları birkaç bakımdan önemlidir. İlk resimli
kitapları bastırarak yayıncılık alanında öncülük eden Ahmed İhsan'ın 17 Mart 1891'de kurduğu Servet-i Fünun dergisi, basın tarihimizin en önemli ve en uzun süre yaşayan süreli yayınlarındandır. Dergi, Ateşkes Dönemi'nde yayınına zorunlu olarak ara vermiş, bunun dışında, kurucusunun ölümünden bir buçuk yıl sonrasına, 26 Mayıs 1944'e kadar yayımlanmış ve teknik yenilikleriyle basımcılığın gelişmesine öncülük etmiştir. Servet-i Fünun'un en önemli özelliklerinden biri de, "Servet-i Fünun Edebiyatı" da denen "Edebiyat-ı Cedide" adlı yenilikçi akımın ve kendine "Fecr-i Ati" adını veren edebiyat topluluğunun yayın organı olarak edebiyat tarihinde seçkin bir yer edinmesidir. Ahmet İhsan, anılarında, bir yandan dergisinde doğup gelişen bu
edebiyat etkinlikleri üzerine bilgi veriyor, bir yandan da gazeteci sıfatıyla tanıklık ettiği siyasal olayları anlatıyor: II. Abdülhamid döneminde basın, sansür, İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonraki çalkantılar, savaşlar, yolsuzluklar, v.b... Alpay Kabacalı'nın dilini özenle sadeleştirdiği ve çok sayıda açıklama notu eklediği Matbuat Hatıralarım'ın iki cildini birarada sunuyoruz.

ESERLERİ:
Matbuat Hatıralarım
Ahmet İhsan Tokgöz
Alpay Kabacalı
İletişim Yayınevi / Anı Dizisi
 
Ahmet Reşit Rey     (1870, Çankırı- ?),
     1883'de eski ve yeni el yazıları solda  Gülşen Mecmuasının 31 ikinci kânun 1301-10 Şubat 1885 tarihli sayısında ilk yazısı çıkmıştır.
     Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde üst düzey bürokratlık ve bakanlıklar yapmış bir devlet adamıdır. Türk Beşleri'nden besteci Cemal Reşit Rey'in ve tiyatro yazarı Ekrem Reşit Rey'in babasıdır.
1888'de Mülkiye Mektebi'ni bitirmiş, iki sene öğretmenlik yaptıktan sonra 1890'da Saray Mabeyn Katipliğinealınmış ve 14 yıl süreyle II. Abdülhamit'e sarayda katiplik hizmeti vermiştir. İttihat ve Teraki Cemiyeti'nin en şiddetli muhaliflerinden olarak tanınmış, özellikle İttihat ve Terakki içindeki masonmensubiyetli veya Yahudikökenli kesimlere karşı sözünü sakınmamıştır.
1906'da KudüsMutasarrıflığı, 1907'de ManastırValiliği, 1908'de HalepValiliği yapmıştır. 18 Ağustos1912tarihinden 17 Ekim1912 tarihine kadar İzmir Valiliği'nde bulunmuş, bu görevden ayrıldıktan sonra Mehmet Kamil Paşakabinesinde Dahiliye Nazırlığı'na getirilmiştir. 1913'te Kamil Paşa Kabinesi düşünce, önce Mısır'a, sonra Fransa'ya gitmiş, Mahmut Şevket Paşaolayından dolayı gıyabında mahkum edilince bir süre Paris'te bir süre de Cenevre'de yaşamıştır.
1919'da yurda dönmüştür. Ahmet Tevfik Paşave Damat Mehmet Adil Ferit Paşakabinelerinde tekrar Dahiliye Nazırlığına getirilmiştir. San Remo Konferansındaalınan karar gereğince murahhas olarak Paris'e gitmiştir. Sevr Antlaşmasınıimzalamayacağını bildirmiş, hem murahhaslık görevinden hem de Dahiliye Nazırlığından istifa etmiştir. Galatasaray Lisesi'nde Edebiyat Öğretmenliği'ne tayin edilmiştir.
TBMM1.Dönem İzmir milletvekilliği yapmıştır.
İstifasından sonra edebi tercümelerde ve fikir hayatında da başarılı olmuştur. Yazarlık ve edebiyat hayatında H. Nazım takma adını kullanmıştır. Eserleri şunlardır; Nazariyat-ı Edebiye (2 cilt), RacineKülliyatı (5 cilt), Virgil'in tercümesi, Gördüklerim Yaptıklarım (1911-1922 arası hatıraları). Ayrıca Şehrak adı ile bir günlük gazete çıkarmış, bu gazetede Maziden Hale başlığı altında seri makaleler yayınlamıştır.
 
 
Mehmet Ali Ayni (d. 25 Şubat, 25 Zilkade 1285 1868SerfiçeManastır) - 29 Kasım1943), Türkbürokrat.
      Gülşen Mecmuasının 6-18 Mart 1302-1886 sayısında manzume ve eski ve yeni yazıları çıkmıştır.
Ailesi aslen Konya'lıdır. Serfiçe Sıbyan Mektebi'ne devam etti. 8 yaşlarında iken ailesiyle birlikte önce Selanik'e, ardından İstanbul'a geldi. Bir müddet Çiçekpazarı Rüşdiyesi'ne devam etti. Babasının görevi dolasısıyla Sana, Yemen'e gitti, burada Askeri Rüşdiye'ye devam etti, dışardan Fransızca dersleri aldı. 2 sene sonra ailesiyle İstanbul'a döndü, Gülhane Askeri Rüşdiyesi, Mülkiye'nin İdadi kısmı ve yüksek kısmından mezun oldu ( 1888). Mülkiye'de Edebiyat hocası Recaizade Mahmud Ekrem, tarih hocası Mizancı Murad Bey idi.
İstanbul Hukuk Mektebi, Edirne İdadisi (1889), Dedeağaç(1890), Halep(1892), Diyarbakır (1893) da öğretmenlik ve Maarif Müdürlükleri yaptı. Diyarbakır'da Süleyman Nazif'le dost oldu. İstanbul'a dönüşünde (1895) Maarif Nezareti İstatistik Başkatibi oldu. Maariften ayrılarak idareciliğe başladı; Kosova (1897) ve Kastamonu (1899) vilayet mektupçusu oldu. Sinop Sancağı Mutasarrıf vekilliği yaptı (1902). Kastamonu'da görev yaparken Kastamonu Vilayet Matbaası'nı kurdu. 1903-1912 yılları arasında Taiz, Yemen, Ammere, Basra, Karesi (Balıkesir), Lazhiye Mutasarraflığı; Elazığ, Yanya, Arnavutluk, Trabzon valiliği yaptı. Bu son görevinden Talat Paşa'nın emriyle 1913 yılında emekliye sevkedildi.
Emrullah Efendi'nin tavsiyesi üzerine Darulfunun Edebiyat Fakultesi Felsefe Müderrisliğine getirildi (1914). Edebiyat Fakultesi Reisi seçildi (1915), bu görevde iken Edebiyat Fakultesi Mecmuası'nı kurdu. Istılahatı İlmiye Encümeni'nde görev aldı ve Felsefe terimlerinin tesbitinde büyük emekleri geçti. Bu görevlerine ek olarak Çamlıca Kız Lisesi'nde, Daru'l-Funun Tasavvuf Şubesi'nde ve Medresetu'r-Reşad'da hocalık yaptı. Mürareke'den sonra İttihatcılardan diye Şeyhulislam Mustafa Sabri tarafından görevine son verildi. 1922 yılında TBMMHükümeti tarafından Medresetu'r-Reşad'daki görevine iade edildi. Ankara'ya çağrıldı ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti bünyesinde kurulan Telifat ve Tetkikatı İslamiyye üyeliğine getirildi. 1924 e kadar bu görevde kaldı. İstanbul'a döndü. İlahiyet Fakultesi'nde Tasavvuf, Harbiye'de Ahlak, Harp Akademisi'nde Siyasi Tarih okuttu. Türkiye'yi temsilen Uluslararası Felsefe Kongrelerine katıldı. 1935 de ikinci defa emekliğe sevkedildi. 1937 yılında tedavi için gittiği Paris dönüşünde, İstanbul Kütüphaneleri Tasnif Komisyonu Reisliğine getirildi.
75. doğum yıldönümü dolayısıyla 1943 yılında Eminönü Halkevi'nde kendisine bir jubile yapıldı. Geçirdiği ameliyattan kurtulamayarak 29 Kasımda İstanbul'da öldü. Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.
 
Hüseyin Rahmi Gürpınar   (1864-1944)
Terceman-i hakıykatın 1305 tarihli sayısında yazısı yer almıştır.(Hüseyin Rahmi'nin ilk yazısı İstanbul'da bir frenk başlığı altında 1303 tarihli Ceride-i Havadis2te çıkmıştır.)
19 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880).
Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi, hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı. 1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı.
İkinci Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren "Boşboğaz ve Güllâbi" adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı "Millet" gazetesi de uzun ömürlü olmadı. Bundan sonra çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuzbir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa mezarlığına defnedildi.
Salih Saim Unar
     Salih Saim 1942'de eski ve yeni harflerle elyazılarının klişesi mecmua-i muallim'in 16 Mayıs 1304=1888 sayısında bir mektubu çıkmıştır.
Salih Saim
     İmamzâde Salih Saim Unar, son devrin adı unutulmuş edebiyatçılarındandır. Hayatını büyük oranda Üsküdar’da geçirmiş, devlet memurluğu yapmaya başladığı yıllardan itibaren yazı hayatının içinde olmuştur. Servet-i Fünûn dergisinin kurucusu Ahmet İhsan Tokgöz’ün mesai ve Umran dergisi döneminden arkadaşıdır. Birbirinden farklı birçok edebî-tasavvufî çevreyi bünyesinde barındırmış olan Üsküdar’da başlıbaşına edebî bir muhît oluşturan Salih Saim Unar’ın hayatı, eserleri ve tasavvufî yönü oldukça dikkat çekicidir.
1. Hayatı ve Eserleri

     Salih Saim Unar 1284/1867’de İstanbul’da Gümüşsuyu’nda doğdu ve 21 Kasım 1965’te İstanbul’da, Üsküdar’daki evinde öldü. İlk tahsilini anne ve babasından aldı. Peşinden Tophane Feyziye Mektebini bitirdi. Arapçayı babasından ve Nusretiye Camiinde “ulûm-ı Arabiyye” tedris eden Huzûr-ı Hümâyûn mukarrirlerinden Kazasker Tophaneli Hoca Hâşim Efendi’den öğrendi; Abdülmecid Şirvânî’den Farsça dersleri aldı. Meslek hayatına 16 yaşında iken Tophâne-i Âmire Rûznamçe Kaleminde başlayan Salih Saim Unar, bu kurum 1908’de ilga edildikten sonra İmâlât-ı Harbiye Müdîriyet-i Umûmiyesi adını alan Tophâne Harbiye Nezâreti Müşîriyetinden 2 Aralık 1339/1923’te emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra 1927’ye kadar Tefeyyüz Kitaphanesi müdürlüğü yapmış, rahatsızlığı sebebiyle ömrünün son yıllarını evinde geçirmiştir. Müellifin eserleri daha çok edebî bir dille yazılmış terâcim-i ahvâl türü çalışmalardır. Bu terâcim-i ahvâller ise çoğunlukla tasavvuf büyüklerini konu alır:

1. Terâcim-i Ahvâl-i Evliyâ, 1307/1890.

2. İmâm-ı A’zam ve Eimme-i Selâse, 1314/1897 ve 1317/1900.

3. Hüccetü’l-İslâm İmâm Gazâlî, 1315/1898.

4. Bâyezîd-i Bistâmî, 1315/1898.

5. Muhyiddâin-i Arabî ve Sâir Bazı Efâhim-i İslâmiyye, 1315/1898.

6. Emîr Buhârî, 1315/1898.

7. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Şemseddîn-i Tebrîzî, 1317/1900.

8. Muhadderât-ı Evliyâ, 1317/ 1900.

     Bu eserlerde tek bir sûfînin adı başlığa çıkartılmışsa da içinde kısa kısa  birçok sûfîden söz edilmiştir. Salih Sâim, ilk başta tercüme-i hâlini verdiği sûfînin adını kitap ismi olarak belirlemiştir. Bu sebeple söz konusu eserlerde bütünüyle başlıkta adı geçen sûfînin tercüme-i hâli verilmez.

     Tasavvufî terâcim-i ahvâle dair eserlerinin dışında “hikem” tarzı edebî eserler de kaleme alan Salih Saim, bu tür eserlerinde aforizma tarzı edebî seçmelere ve ahlâkî-tasavvufî hikmetlere yer vermiştir. Müellifin ayrıca mektuplarını ihtiva eden bir eseri daha vardır:

1. Cümel-i Hikemiyye, 1306/1889.

2. Altın Küpe ve Mecmûa-i Nesâyih, 1308/1890.

3. Mahfûzât-ı Edebiyye, 1318/1901.

4. Ana Baba Nasîhatleri, 1307/1890.

5. Mürâselât, 1306/1889.

    Salih Sâim, hâtıralarını da kaleme almıştır. Hâtırat özelliği taşıyan Üsküdar – Şaşı Hâfız ve Mâruf Nüktedanlar (1941) adlı eseri, müellifin Harf İnkılâbından sonra basılan tek kitabıdır. Daha önce saydığımız eserleri bütünüyle eski harflerle basılmıştır. Basılmamış Hâtıralar’ı ise Cemal Kutay arşivinde kalmıştır. Üsküdar adlı eseri müellifin Üsküdar’daki tasavvufî çevresinin tespitinde bazı ipuçları sunmaktadır.

2. Üsküdar’da Edebî-Tasavvufî Bir Muhit

     Arşiv belgelerinde “Üsküdar’da Vâlide-Atik Câmii Şerîfi karşısında” oturduğu kayıtlı olan Salih Saim Unar’ın Tarih Konuşuyor dergisinde tam adresi “Üsküdar, Atik Valde, No. 56” biçiminde belirtilmiştir.

     Evi sürekli ziyaretçilerle dolup taşan Salih Sâim’in geniş bir edebî-tasavvufî çevreye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Dönemin edebiyatçıları Cuma günleri onun evinde bir araya gelir, bu toplantılar âdeta bir “edebî encümen” mahiyeti arzeder, herkes yazdıklarını okur ve mecliste bulunanlar değerlendirme ve tenkitlerini serdederlerdi. Ayrıca Tefeyyüz Kitaphanesi Müdürlüğü yaptığı dönemde bu yayınevinin Babıali yokuşuna bakan idarehanesindeki odası da “bir ilmî mahfel” ve “edebî bir akademi” hâline gelmişti. Buraya sadece edebiyatçılar değil dönemin yine edebî yönleri de bulunan tasavvufî simaları da uğramaktaydı. Mithat Sadullah Sander bu durumu şöyle değerlendirmektedir: “Onun cevval zekâsı, güzel ve güler yüzü, mütevazı odasında öyle bir pertev-i câzibedar teşkil etmişti ki, devrin en sayılı erbâb-ı edebi o civara yolları düştükçe bu hücre-i irfana uğramadan geçemezlerdi.”

a) Salih Saim’in Edebî Çevresi

     Salih Saim’le ilgili hatıralarını yayınlayan Mithat Sadullah Sander ile müellifin oğlu şair Ali Rıdvan Unar ve Cemal Kutay’ın verdiği bilgilere göre müellifin edebî çevresinde bulunan şahsiyetler şunlardır:

1. Süleyman Nazif (1870-1927): Tanzimat Edebiyatının ünlü simalarından Süleyman Nazif, Salih Saim’in Tefeyyüz Kitaphanesi müdürlüğü döneminde ziyaretçileri arasında yer almaktadır.

2. Halil Edib Bey (1863-1912): Devrin tanınmış simalarından olan bu zat şairdir. Salih Saim’in edebî çevresinde bulunanlar, her Cuma günü onun evinde buluşmak mümkün olmadığında Halil Edib Bey’in Bakırköy’deki evinde toplanırladı.

3. Üsküdarlı Şair Ahmed Talât (1858-1926): Divan’ı 1937 yangınında yanan şair Üsküdarlı Talât, Salih Saim’in yakın arkadaşlarındandır. İbrahim Alâettin Gövsa’nın Meşhur Adamlar Ansiklopedisi’ndeki “Üsküdarlı Talât” maddesine Divan’ı yandığı için şiirlerinden örnekler alınamamışken, sık görüşmelerinden dolayı Salih Saim, yangından 23 sene sonra bir sohbetinde bu şairin birçok beytini hafızasından nakledebilmiştir.

4. Tokadîzâde Şekip (1871-1932): Dönemin şairlerindendir.

5. Hakkı Süha Gezgin (1895-1963): Gezgin de Salih Saim’in adı geçen yayınevinde çalıştığı dönemde çevresinde yer almıştır. Ne var ki, tanıdığı edebiyatçıların portrelerini kaleme alan Gezgin, önce yazı dizisi hâlinde neşredilen, yakın zamanlarda da kitaplaştırılan bu çalışmasında Salih Saim’e  yer vermemiştir.
6. Fuat Hulusi Demirelli (1877-1955): Daha çok parlâmenter yönüyle tanınan Demirelli, aynı zamanda bir şairdir.
7. Hüseyin Rifat [Işıl] (1878-?): Kimyager ve şairdir. Farsçadan tercümeleri de vardır
8. İzmirli Şair Ali Şefik adı da Salih Saim’in edebî çevresi arasında zikredilmektedir. Fakat bu şair hakkında biyografik bir bilgiye ulaşamadık.

b) Salih Saim’in Tasavvufî Çevresi

     Salih Saim’in Tefeyyüz Kitaphanesindeki odasına uğrayanlardan bir kısmı devrin tanınmış sûfîleridir. Bu sûfîlerin aynı zamanda edebiyatçı olduklarını da kaydetmek gerekir:

1. Remzi Dede (1872-1944): Son devrin tanınmış Mevlevî şeyhlerinden olan Ahmed Remzî Akyürek, Salih Saim’le Tefeyyüz Kitaphanesi döneminde görüşenlerdendir. O dönemde Remzî Dede Üsküdar Mevlevîhânesinde postnişîndir. Bu zat aynı zamanda şairdir.

2. Tâhirü’l-Mevlevî [Olgun] (1877-1951): Devrin diğer ünlü Mevlevîlerinden biri olan Tâhirü’l-Mevlevî, aynı zamanda Eski Türk Edebiyatı alanının uzmanlarındandır. O da Tefeyyüz Kitaphanesinin müdavimleri arasında yer almaktadır.

3. Celâleddîn Efendi: İstanbul Kulekapısı Mevlevîhânesi postnişinlerinden olan bu zatın hayatı hakkında bilgi yoktur.
4. Üsküdar nüktedanlarınan Şaşı Hâfız: Salih Saim, nüktelerini bir araya topladığı bu zâttan “Asrımızın ikinci bir (Nasreddin)i olan bu irfanı mücessem (…)”  ve “(…) bir bahşayiş-i hilkat ve şayan-ı tekrim bir mevcudiyet (…)”, “(…) nev’i şahsına münhasır tarif-i nadidekâr ü belîğinin bihakkın vârislerinden (…)” biçiminde bilge bir kişilik olarak söz etmektedir.Burada karşımıza âdeta tasavvufu mizahla birleştirmiş bir kişilik çıkmaktadır.

     Görüldüğü üzere Salih Saim’in çevresindeki tasavvufî şahsiyetler hep Mevlevîdir. Tasavvufî tercüme-i hâl kitapları kaleme almış bulunan ve edebî seçmelere yer verdiği eserlerinde hep tasavvufî ahlâkı öne çıkaran Salih Saim’in bu durumda Mevlevî olabileceği akla gelirse de ulaşabildiğimiz kaynaklar tasavvufî yönü hakkında hiçbir bilgi vermediği için bu hususta kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Yalnız sûfîlerin tercüme-i hâllerini anlattığı eserlerinden birinin Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî’yi konu alması ve bu eserin diğerlerinden farklı olarak bütünüyle Mevlânâ’ya ayrılmış olması, bu kanaati doğrulayacak bir ipucu sayılabilir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Salih Saim’in terâcim-i ahvâl türü eserleri bir sûfînin adını taşımaktaysa da içlerinde sadece o sûfîden değil daha birçok sûfîden kısa çizgilerle söz edilmektedir. Bu durumda Salih Saim’in Mevlânâ’ya özel bir ilgi gösterdiği düşünülebilir. Yalnız, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Şems-i Tebrîzî adlı bu eserinin Mukaddimesinden ve ikinci baskısında yer alan Kolağası Ali Rızâ Efendi adlı bir dostunun yazdığı takrizden bu konuda herhangi bir ipucu yakalayabilmek mümkün değildir.

     Üsküdar’da yaşayan, tasavvuf çevreleriyle irtibatı bulunan ve tasavvufî terâcim-i ahvâl kitapları yazan bir müellifin Üsküdar’a dair yazılan son hatırat kitaplarına adının geçmediğini belirtmeliyiz.

Sonuçta Salih Saim, o dönemlerde birbirinden farklı birçok tasavvufî çevreyi içinde barındıran Üsküdar’da yaşamış ve bu semtin tasavvufî havasını solumuş bir şahsiyettir. Dolayısıyla eserlerinin çoğunlukla sûfîleri konu alan çalışmalar olması, hem Üsküdar’ın bu mânevî havasından, hem de müellifin bir tasavvuf okuluna mensup olmasından kaynaklanıyor olabilir.

3. Salih Saim Unar’ın Üsküdar Sevgisi

    Müellif, Üsküdar / Şaşı Hâfız ve Mâruf Nüktedanlar adlı eserine yazdığı girişte Üsküdar’a olan bağlılığını ve sevgisini uzun uzun dile getirmektedir. Sadece Üsküdar kelimesini bile latif, gönül okşayan ve kibar bir isim olarak niteleyen Salih Saim, Üsküdar’la irtibatını da şu cümlelerle açıklar:

    “Doğma büyüme Kabataş-Gümüşsuyulu olduğum hâlde, kader, beni senelerden sonra, Üsküdar’a sevketti. Ve (1310) Rumî senesinde burada teehhül ettim ki, 45-50 senelik ikametim, bugün beni herhalde Üsküdar’ın yerlilerinden telâkki ettirebilir.”

     “İstanbul’un bu gözbebeği beldesinin aslında ne kadar mahviyetkâr ise o kadar da kıymetli ve cazibeli, dikkat çekici” olduğunu söyleyen Salih Saim, Üsküdar’a olan hayranlığını şöyle dile getirmektedir:

     “Hakikat, herkes, hemen bütün İstanbul halkı, -umum ve husus ifade eden tatlı bir ifade ile- Üsküdar’a bayılır…

Her gün, oraya binlerce ve on binlerce yolcu çıkaran Şirket vapurları bile, elinden gelse, bu mübarek şehri her def’a-i rüyet ve ziyaretinde bayrakla, düdükle selâmlamak ister.

     Üsküdarımızda, zikre şayan neler ve neler vardır. Bir kerre ve evvel-i emirde Mihrümahların, Gülnuşların, Kösemlerin ve hemen hepsinin sevgili ve mübarek anneleri olan Atîk Nurbânûların ve muhteşem Selimiye’nin çifte ve tek minareli selâtin camileri, o canım abidât-ı mübareke hürmetle, takdisle celb-i enzar eder.

     Acaba diyorum, eski bir şair-i hassas, şu cân-istinâs beytini Üsküdar’ın maneviyetine hitap ederek mi söylemiş?

Misâl-i Kâbe, eyâ nûr-i dîde-i uşşâk;

Gören cemâlini müştâk, görmeyen müştâk.

Evet, Üsküdar, âşıklara bir kıblegâh, müştâklara bir Kâbetullahtır.

     Cenab-ı Hak, bu dünya cennetini, İstanbul’un bu yegâne ziyneti, bu Türk belde-i mümtaz ü şerefmedârını diğer kardeşleriyle, kardeş memleketleriyle beraber, bizlere medar-ı fahr ü imtiyaz ve masûn-i âfat ü âraz buyursun…” 

Sonuç

     Üsküdar’da yaşamış ve etrafında edebî-tasavvufî bir çevre oluşturmuş son dönem şahsiyetlerinden biri de İmamzâde Salih Saim Unar’dır.

Unar’ın bir bütünün parçaları durumundaki tasavvufî terâcim-i ahvâle dair eserleri yanında hikem tarzı edebî eserleri de bulunmaktadır. Bu eserlerinde ünlü sûfîlerin hayatlarından kısa çizgilerle ve edebî cümlelerle söz etmektedir. Eserlerinin Üsküdar’la ilgili bir ufak hatırat olanı hariç hepsi 1889-1900 tarihleri arasında basılmıştır. Üsküdar / Şaı Hâfız ve Mâruf Nüktedanlar ise 1941’de Cumhuriyet döneminde basılmıştır.

     Salih Saim’in edebî çevresinde Süleyman Nazif, Hakkı Süha Gezgin, Tokadîzâde Şekip, F. Hulusi Demirelli, Üsküdarlı Talât, Ali Şefik; tasavvufî çevresinde ise Ahmed Remzî Akyürek, Tâhirü’l-Mevlevî, Celâleddîn Efendi, Şaşı Hâfız gibi şahsiyetler yer almıştır. Evi ve Tefeyyüz Kitaphanesindeki odası edebî bir mahfil durumundaydı.

Çevresinde bulunan çağdaşı sûfîlerin hep Mevlevî olması, Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî ile ilgili eserinin diğer terâcim tarzı eserlerinden farklı olarak sadece bu sûfîleri konu alması gibi sebeplerle, devrinin Mevlevî çevreleriyle irtibatlı olduğunu düşündüğümüz Salih Saim’in tasavvufî yönü hakkında kesin bir bilgiye rastlamak mümkün olmamıştır.

     Üsküdar sevgisini son eserinde içtenlikli bir dille yansıtan Salih Saim, Üsküdar’ın tanınması ve eserlerinin yeni baskılarının yapılması gereken simalarındandır.

 
 
Ali Faik Üstünidman     (1859-1943)
     1859'da İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde okurken Fransız Beden Öğretmeni Moiroux' un teşviki ile jimnastiğe başladı. 1879'da Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra bu okulda beden eğitimi öğretmeni oldu. Galatasaray Lisesi'nde öğretmenliği sırasında, beden eğitimi konusunda günümüz jimnastiğinin temellerini attı . 1891'de Riyaziyat-ı Bedeniyye adlı ilk spor kitabını yayınladı. 1926'da Fahri Öğretmen ünvanıyla emekliye ayrıldı. Emekliye ayrıldıktan sonra bir süre Maliye Bakanlığı tercümanı olarak Viyana ve Berlin'de bulundu. Yurda döndüğünde İstanbul'da özel bir jimnastik salonu açtı. Türkiye'nin en ünlü jimnastikçilerini yetiştirdi. İdmancıları Şeyhi lakabıyla tanındı. Yaptığı hizmetlerden dolayı adı Galatasaray Lisesi Spor Salonu'na verildi. 1943 yılında vefat etti.
 
 
 
İbnülemin Mahmut Kemal İnal (1870-1957) Türkyazar, tarihçi, edebiyat tarihçisi, müzeci ve mutasavvıf
      1870yılında İstanbul‘da doğmuştur. Babası Mühürdar Mehmed Emin Paşa'dır. Şehzade Rüşdiyesi'ni bitirdikten sonra bir süreMülkiyeve Hukuk Mekteblerine devam etmiş, rahatsızlığı sebebiyle buraları bitiremeden ayrılmış, özel hocalar ile medrese derslerine devam ederek kendini yetiştirmiştir. Uzun yıllar boyunca Sadrazam Said Paşa'nın sır kâtipliğini yapmış, Sadaret Mektubî Kaleminde başladığı memuriyet hayatına Teftiş-i Islahat Komisyonu Başkitabeti'yle devam etmiştir. 1909senesinde Sultan II. Abdülhamit'in hal'inden sonra saraya verilmiş olan jurnalleri tasnif ve imha ile görevlendirilen komisyonun başına getirilmiş ve bu sıfatla Yıldız Sarayıevrakını inceleme imkânını bulmuştur. 1914'te Evkaf-ı İslamiye Müzesini (şimdiki adıyla Türk ve İslam Eserleri Müzesi) kurmakla görevlendirilmiştir. 1916'da Şura-yı Devlet azalığına, 1921'de Osmanlı devletinin resmi yayın organı olan Takvim-i Vekâyigazetesi müdürlüğüne, 1922'de Divan-ı Hümayun Beylikçiliği'ne atanmıştır. İstanbul Hükümeti yıkılınca Bab-ı Alî'deki görevi sona ermiştir.
     1923'de Tarih-i Osmanî Encümeni azalığına seçilmiş, Mayıs 1924'de Vesaik-i Tarihiye Tasnif Encümeni'nin başına getirilmiştir. İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın başmemur unvanıyla başkanlığında tasnıf başlamış ve Mayıs 1926senesine kadar devam etmiştir. Bugün Osmanlı Arşivi'nde İbnülemin'in kendi adıyla zikredilen katalog 29 ciltten oluşmaktadır ve orijinal haliyle araştırmaya açıktır. Hazine-i Evrak 1927'de Başvekâlet Osmanlı Arşivi'ne devredilince Tasnif Heyeti lağvedilmiş, İbnülemin'in buradaki görevi de sona ermiştir. Aynı yıl kurucularından olduğu İslam Eserleri Müzesi'nin müdürlüğüne tayin edilmiş, 1935'de emekli oluncaya kadar bu görevde kalmıştır. İbnülemin Mahmud Kemal İnal, bu görevlerin yanı sıra Kütüphaneler Tasnif İşleri Müşavirliği ile İslam Ansiklopedisi Müşavirliklerinde de bulunmuştur.
     Yaşamının son dönemlerinde Vefa'daki evi muhafazakâr fikir adamları ve şairler için bir tür meclis niteliğini kazanmış, İbnülemin'in son devir Osmanlı erkân ve ricali hakkındaki olağanüstü geniş malumatı ve kendine özgü fikirleri kendisinden genç kuşakların mensuplarınca da takdir edilmiştir. 1930'da yayımlanan Son Asır Türk Şairleri adlı eseri, son dönem Osmanlı entelijensiyası hakkında benzersiz zenginlikte bir gözlem ve anekdot hazinesidir. 1940-1953arasında 14 cilt olarak yayımlanan ve son 37 Osmanlı sadrazamının ayrıntılı terceme-i hallerini içeren Osmanlı Devrinde Son Sadrıazamlar, modern Türk tarihçiliğinde eşi bulunmayan bir siyasi vukuf ve psikolojik hikmet abidesidir. Ancak İbnülemin'in kullandığı son derece ağdalı, hatta eksantrik Osmanlıca, her iki eserin hakettikleri etki ve yaygınlığa ulaşmalarını bir ölçüde engellemiştir.
     1953yılında, hayatı boyunca topladığı kitap, yazı ve levha koleksiyonunu ve yirmi dosya kadar tutan vesikalarını İstanbul Üniversitesi'ne bağışlamıştır. 1957'de İstanbul'da vefat eden İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Merkez Efendi Mezarlığı'na defnedilmiştir.
 
 
İstepan Hilmi Gurdikyan
      Bursalı Ermeni kökenli gazeteci, yazar. 1908 yılında Bursa'da doğdu. İlk öğretimini Bursa'da Kevorkyan Okulu'nda, orta öğretimini ise Selanik'te tamamladı. Selanik'te Ermenice Aşkhadank gazetesini çıkardı. (1920-1927) Avangard gazetesi ile Genç Bolşavik adlı dergiyi (1930-1932) ve Panvoragen Yerevan (1933) adlı günlük gazeteleri çıkardı. Kafkaslarda Sovetagen Hayasdan adlı günlük gazete çıkardı.
     Yazarın yayınlanmış kitapları ise şunlardır : Dağ Kızı , (1947) Araştırmalar , (1966) Yurt Menkıbeleri, (1957) Erivan , (1960) Andaluzya Dağlarında, (1966) Gomidas Çanlar ı, (1969) Lusaşkharh Hanım Zim Kutan (1974)
 
 
Rıza Tevfik Bölükbaşı
     Bursa'da çıkan Nilüfer mecmuasının 23 Mayıs 1306=4 Haziran 1890 tarihli sayısında mazumesi de çıkmıştır.
     Hece vezninde yazdığı şiirlerle tanınan Tevfik Rıza Bölükbaşı, felsefeye merakı nedeniyle Filozof Rıza olarak anılırdı. Tıp eğitimi gören Tevfik Rıza, Osmanlı döneminde milletvekilliği, Milli Eğitim Bakanlığı da yapan çok yönlü bir kişilikti. Politikadaki tutarsızlıkları ve ateşli kişilik yapısı nedeniyle olaylarla dolu bir ömür sürdü.Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegesi olarak Yüzelliliklerarasında yer aldığı için uzun yıllar sürgünde yaşadı; gurbet acısını, şiirlerinde dile getirdi. Sürgünde iken yazdığı "Uçun kuşlar" isimli şiirinde yer alan;
                    "Uçun kuşlar uçun! Burda vefa yok!
                     Öyle akar sular, öyle hava yok!
                     Feryadıma karşı aks-i sedâ yok!
                     Bu yangın yerinde soğuk kül vardır."
                     kıt'ası o zaman ki sıla özlemini dile getirir.
                     Hayatı
     1869’da günümüzde Bulgaristansınırları içinde bulunan o yıllarda ise Edirnevilayetine bağlı bir kaza olan Cesir (Mustafapaşa)'da doğdu. Babası Mülkiye kaymakamlarından Hoca Mehmet Tevfik, annesi Kafkas muhacirlerinden Münire Hanım idi. Babasının isteği üzerine İstanbul’da bir Musevi okulunda okudu. İspanyolca ve Fransızca öğrendi. Babasının kaymakamlık yaptığı Gelibolu’da rüştiyeyi(ortaokul) bitirdi. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Öğrenci hareketlerine katıldığı için Mülkiye’den kovulduktan sonra 1890’da Tıbbiye’ye girdi. Tıp eğitimi sırasında da birkaç defa hapse girdi, çıktı, hapiste mahkumları isyana teşvik etti. Okulu 1899’da bitirip doktor olabildi.
     Tıbbiye yıllarında tanıştığı Ayşe Sıdıka Hanımile evlenerek 3 kız çocuğu sahibi oldu, ancak eşini 1903te çocukları henüz 3, 4 ve 7 yaşlarında iken tüberkülozdan kaybetti.
     1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi ve bir yıl sonra Edirnemebusu olarak Osmanlı parlamentosuna girdi. Bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyetiile anlaşmazlığa düştü. Balkan Harbi’nin İttihatçılar yüzünden çıktığına inanıyor, devletin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine karşı çıkıyordu. İttihatçılarla mücadele için 1912’de Hürriyet ve İtilaf Partisi'ne girdi. Bu sırada Sultan II. Abdülhamit’ten özür dileyen bir şiir de yazdı.
     1918’de son Osmanlı kabinesinde Maarif Nâzırı (Eğitim Bakanı) olarak bulundu. Aynı yıl hür ve kabul edilmiş masonlarbüyük locası'nın büyük üstadı oldu. 1919’da Şûra-yı Devlet (Danıştay) Reisliği yaptı.Darülfünun’da felsefe dersleri verdi. Felsefenin eğitim sisteminde yer alması için çabaladı.
Osmanlı delegesi olarak, Sevr Antlaşması'nı (1920) imzaladı. Bu nedenle Yüzelliliklerlistesinde yer aldı ve 1922’de yurtdışına kaçtı. Sürgün yıllarında Hicaz, Amerika, Ürdün ve Lübnan' da yaşadı, Af Kanunu’nan yararlanarak 1943’de kendi ifadesiyle hesaplaşmak için değil, vedalaşmak için yurda döndü. 31 Aralık1949’da, felç tedavisi için yattığı İstanbul Gureba Hastanesi’nde zatürreden öldü. Mezarı, Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
Şairliği
     Türk şiirinde hece vezninin yaygınlaşmasına katkıda bulunan şairlerimizden biridir. 1914’ten sonra yetişen Beş Hececiler’i de etkilemiştir. Şiirlerinde halk şairlerinin diline yakın bir dil kullanmıştır. Hece veznini ısrarla savunsa da aruz ve heceyi birlikte kullanmış, en çok koşma nazım şeklinde şiirler yazmıştır. Çocukluğundan beri başına gelenler ve özellikle gurbette geçen yıllarının izleri şiirlerine bezginlik, hüzün ve kötümserlik halinde hissedilir. İçli şiirler yazan Bölükbaşı, didaktik(öğretici) şiiri hiçbir zaman benimsememiştir.
Eserleri
     Tevfik Bölükbaşı, bütün şiirlerini tek kitabı olan Serab-ı Ömrüm adlı kitabında bir araya getirmiştir. Bu kitap, 1934’de Lefkoşa’da basıldı. Halk edebiyatının tanıtılması ile ilgili çalışmalar da yapan Bölükbaşı’nın Hayyamçevirileri, Tevfik Fikrethakkında incelemesi ve yarım kalmış Felsefe dersleri adlı yapıtları vardır. Bazı anılarını Biraz da Ben Konuşayım (İletişim Yayınları) adıyla kaleme almıştır.
 
 
Naci Eldeniz
      1875'de Manastırda doğdu. 1893 yılında Harp Okulu'nu bitirdikten sonra ordu içinde çeşitli görevlerde bulundu. Genellikle askeri okullarda çalıştı ve 1918-1920 yılları arasında şehzadelere askerlik öğretmenliği ve padişah yaverliği yaptı. Harp Okulu'nda Mustafa Kemal'in tarih öğretmeniydi. 25 Ağustos 1921'de Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçti ve askeri okullar müfettişliğine atandı. 1928-1931 yılları arasında Cebeliberket, 1935-1943 yılları arasında da Seyhan milletvekilliği yaptı. 1948'de Ankara'da öldü.
 
 
Ali Fuad Ağralı
      (d. 1877, Midilli (şehir)Yunanistan), (ö. 11 Mayıs1957, İzmirTürkiye), siyasetve devlet adamı.
     1903'te Mülkiye, 1908'de Hukuk mekteplerini bitirdi. Maliye mesleğine girerek Divanı Muhasebat (Sayıştay) başkanlığına kadar yükseldi. Lozan Konferansısırasında Türkheyetinin saymanlığını yaptı. 1923'ten 1950'ye kadar II.(Ara Seçim), III. Dönem İstanbul (İstifa: 26 Mart1931), IV., V., VI., VII. ve VIII. Dönem Elazığ milletvekiliydi. Bu süre içinde Nafıa, sonra maliye vekilliği yaptı. Onbeş yaşındayken Arapça'dan bir kitapçevirdi
 
 
Mehmed Emin Yurdakul
     1869 yılında İstanbul’da doğdu.Ortaöğrenimden sonra Rüsumat Evrak Müdürlüğü (1892-1907), Hicaz (1909), Sivas (1910), Erzurum (1911) valiliği yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlarında (1914) Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul, Cumhuriyetin ilk yıllarında Şarki Karahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili oldu. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda gömülü. Şiir yazmağa Servet-i fünun dergisinde başlayan (ilk şiiri: Cenge Giderken,1897) milliyetçi Yurdakul bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullandı; konularını toplum dertlerinden, sosyal-epik hayat sahnelerinden aldı; uyarıcı-öğretici şiirler yazdı.Türk Şairi, Milli Şair diye anılır. 14 Ocak 1944 tarihinde İstanbul’da öldü.
Eserleri
Sayısı on beşi geçen eserlerinden birkaçı: Türkçe Şiirler (1899), Türk Sazı (1914), Ey Türk Uyan (1914),Tan Sesleri (1915, 1956), Ordunun Destanı (1915),Zafer Yolunda (1918), Aydın Kızları (1919), Dante’ye (1920),Mustafa Kemal (1928), Ankara (1939).
     Mehmed Emin Yurdakul’un eserlerinin tenkitli basımı Türk Tarih Kurumu için Fevziye Abdullah Tansel tarafından hazırlanmış, serinin birinci cildi Şiirler
adıyla yayımlanmıştır (1969).
Hakkında Yazılanlar
1.Mehmed Emin Yurdakul, haz. Enver Naci Gökşen, 1963 TDK Y.

 
 
Abdülhak Hamit Tarhan   ( 05.02.1851)- (12.04.1937)

 

Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.

Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.

İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.

ESERLERİ

Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).
Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).

MAKBER’den

Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede, gelip ezelden,
Ben gittim, o hak-sar kaldı.
Bir guşede tarumar kaldı.
Baki o enis-i dilden eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.



                  Medya
                  Ajans
                  Dergi
                  Gazete
                  Radyo
                  Basın Meslek Kuruluşları
                  Televizyon
                  Anadoludaki Basın Kuruluşları
                  Türk Basın Birliği
                  Basın Vakfı
                  Tüzük
                  Yabancı Basın
                  Türkiyedeki Temsilcilikler
                  Sağlık Köşesi
                  Doç. Dr. Teoman Kadıoğlu
                  Köşe Yazılarımız
                  Bize Göre
                  Türk Basınında
                  Önemli Günler
                  Meşhur Siyasiler
                  Cumhurbaşkanlarımız
                  Başbakanlarımız
                  Türk Basın Birligi - http://www.turkbasinbirligi.org